Gece Yarısı Güneşi Twilight

Tenet İncelemesi: Sinemanın Altın Çocuğu Sizi Kuantum Soğuk Savaşına Çağırıyor

Tenet incelemesi yayında. Christopher Nolan'ın yeni filmi, Koronavirüs salgını riskine rağmen sinema salonuna gitmeye değer mi?

Christopher Nolan’ın sinemayı kurtaracağını düşündüğü yeni filmi Tenet nasıl olmuş? Kuantum soğuk savaşı yalnızca kafamızı allak bullak edip yönetmenin neler yapabileceğini seyircilerine gösterme yöntemi mi? İşte Tenet incelemesi sizlerle.

Sinema dünyasının “altın çocuğu” Christopher Nolan özellikle 2000 yılında çıkan Memento’dan bu yana, sinema endüstrisinin önü en açık yönetmenlerinden biri. Hatta çoğu kişi için en önemlisi diyebiliriz. Çağımız insanlarının süper kahraman filmleri endüstrisine kolektif köleleştirmesine ve gişelerde tüm salonları bu tarzın domine edişine karşı önemli bir noktada olan Nolan, genelde yaptığı filmlerde seyircisini şaşırtma, allak bullak etme, ters köşeye yatırma gayesi güden bir mantıksal çerçevede hareket etmekte. Yıllar içerisinde Inception, Interstellar ve Dunkirk gibi filmlerle gişelerde muazzam bir başarıyı yakalayan yönetmen aynı zamanda tabiri caizse stüdyoları da bu süper kahraman “harekâtından” bir nebze kurtarmıştı. Peki kurtarıcı konumunda olan bu adam sinemayı Tenet ile Koronavirüs salgınından kurtarabildi mi?

Altın Çocuğumuzun Zaman Takıntısı

Tenet Görsel Efekt - Robert Pattinson

Christopher Nolan daha önce sinema salonlarını Batman filmleri, Inception, Dunkirk, Interstellar, Prestige, Insomnia ve Memento gibi filmlerle doldurmuştu. Bu filmlere ve içeriğine bakacak olursak ilk göze çarpan şey, sinemanın altın çocuğu zaman ile oynamayı çok seviyor.

Nolan, her yeni filminde odaklandığı konu bunu içersin ya da içermesin; zamana ve onun gerçekliğine kendi şahsi oyuncağı gibi yaklaşmayı ve bazen astrofiziksel, bazen nörobilimsel incelemeler içerisinde bulunarak bunları anlattığı şeylerin tam ortasına yerleştirmeyi seviyor. Bunu yaparken de her filminde daha büyük ve daha etkileyici olmayı hedefliyor.

Christopher Nolan bir filminde patlayan birkaç futbol sahasındaki sakin ama dehşet dolu duyguları, bir başka filminde rüyaların katmanlarında dolaşan bir sevgiliyi, bir başka filminde ise ikinci dünya savaşını 3 farklı zamanda tüm karanlık ve gerginliğiyle anlatmış ve bunları hayran olunası bir görsel ustalıkla başarmıştır. Son filmi olan Tenet’te ise zamanla ilgili takıntısına devam edip bu sefer üçüncü dünya savaşı ve bir çeşit zamanda “ters akma” konularını birleştirmiş.

Zamanda Yolculuk Filmi Olarak Tenet

Christopher Nolan incelemesi

Öncelikle şunu söylemeliyim ki teknik olarak Tenet bir “zamanda yolculuk” filmi değil. Çünkü karakterler zamanda oradan oraya hareket ederek yer değiştirmiyorlar. Tenet anlayamadığımız organizasyonların iç içe geçmiş bir halde arka arkaya yedirilmesi ve bu organizasyonların operasyonlarının içinde adını ve geçmişini bile bilmediğimiz bir ajanın hikâyesi. Bu hikâyede gülünç ve tatsız olan kısım filmin çıkış konusu olan Soğuk Savaş’ın unutulup köşeye atılması, gülünç bir motivasyonla (ya benimsin ya kara toprağın) hareket eden ağır Rus aksanlı yapmacık ve derinliği (Nolan filmlerinin her karakterinde olduğu gibi) olmayan bir kötü karakterin dünyayı yok etmesinin önüne geçme mücadelesine odaklanılması.

GÖZ ATIN  Her Mimar Tarafından Mutlaka İzlenmesi Gereken 8 Film

Başta klasik bir Hollywood filmi olarak açılan esas hikâye, şaşırtıcı ve tat kaçırıcı bir şekilde tüm filme yedirilmiş durumda. Bir hapis ve intikam hikâyesine tutunan Kat (Elizabeth Debicki) ve her ne kadar görevinde kararlı adımlarla yürüyen bir adam gibi gözükse de aslında o klasik “kızı kurtarmalısın” motivasyonundan kaçamayan “Kahramanımız” (John David Washington). Aklımızı sürekli karıştıran yapısı ve kulaklarımızı da domine eden müziklerin kullanımı, bizi (tabiri caizse) bu berbat hikâyeden kasten koparıyor gibi görünen bir kurguyla uzun aksiyon sekansları ile bezeli bir 150 dakika sunuyor.

Yazının bu kısımdan sonrası tam olarak SPOILER (sürprizbozan) içermese de filmin konusuna ve işleyişine hiçbir detay öğrenmek istemeyenlerle lütfen burada ayrılalım.

Öngörülmeyen İroni: Boş Salonlar

Öngörülemeyen bir ironi ile büyük ölçüde sınırlı kapasiteli sinemalarda gösterilecek olan film, tıklım tıklım bir oditoryumda başlıyor. Temponun hem müzik hem de aksiyon olarak çok yüksekte başladığı film, etrafınıza bakıp, “Oh be aylar sonra sinemaya geldim!” veya, “Umarım başıma bir şey gelmez,” gibi kendi kendinize söylemlerde bulunurken sizi bir anda kendine çekebilmesi ve o noktaya yükseltebilmesi konusunda oldukça kararlı. Ancak başarılı mı? Kişinin kendisine bağlı bir durum da olsa birkaç dakika içinde alışmış olabileceğiniz kanısındayım.

tenet kamera arkası

Olaylar bu noktadan itibaren (zaten çok tempolu başladığından) hızla devam ediyor. Bir çatışma ile özel bir birliğin kendilerine ait olan varlığı korumaları için yaptıkları operasyon sonucunda baş kahramanımız ile anlamlandıramadığımız şeyler silsilesi de başlamış oluyor. Bu noktada mermi deliğinden çıkıp zamanda geriye akan bir detay görmüş olsak bile bu tempoda Nolan’ın bizlere hem fragmanda hem filmde dediği gibi: Anlamaya değil, hissetmeye çalışıyoruz.

Klişelerin Dev Bir Gözün Penceresinden Yaratımı

Nolan klişe denebilecek ögeleri bir araya toplayarak kendince farklı bir perdeden anlatıyor. Fakat film yine de fazlasıyla kafa karıştırıcı ve farklı ögeler de içeriyor. Tersine çevrilmiş cephanenin kökeninin izini sürmekte olan kahramanımız, Neil (Robert Pattinson) ile temas kuruyor. İkili zamanda geri hareket ederek bungee jumping yaptıkları operasyon sonucunda Kenneth Branagh’ın ağır Rus aksanıyla oynadığı oligark Andrei Sator karakteri ve onun göz alıcı, çaresiz karısı Kat’e (Elizabeth Debicki) ulaşıyor. Bu şekilde yukarıda bahsettiğimiz Hollywood klişeleri de başlamış oluyor aynı zamanda.

GÖZ ATIN  Yok Oluş: Yıkım mı? Yeni Bir Dünya mı?

Bu bilindik klişelerin, usta bir yönetmenin gözünden yansıtılmasına o ya da bu sebeple karşı çıkamıyoruz izlerken. Zaten Nolan’ın filmlerini biraz olsun seviyorsanız Tenet’in de keyfini çıkarırsınız. Tabii ki burada başka bir klişe daha var ancak buna yeni yeni kafalarımıza yerleşen Christopher Nolan klasiği de diyebiliriz. Kıvrımlı, çoğu zaman kafa karıştırıcı bir anlatı ve içerisinde merkeze yakın konulan zaman ögesi.

Kapanış Flörtü

Tenet vizyon tarihi

Tenet, son aşamada anlaşılmazlıkla ve aynı zamanda da seyircileriyle flört etmeye başlıyor. Birden karşımıza hem zamanda geriye akan hem de ileriye akan ordular ve kimin kiminle mücadele ettiğini bile anlayamadığımız bir savaş çıkartır.

Askerlerin yüceltilmiş bir MacGuffin olan bir algoritma elde etmek için zaman içinde ileri geri yarıştığı son perdede olan bu savaşta gözümüze bir şey çarpıyor. Bu kadar kapalı ve içeriğini anlatmaktan hatta ve hatta direkt olarak, Anlamaya değil, hissetmeye çalışın, diyen bir konumdan bu kargaşa içerisinde neler olduğunu anlamamız için bir “ters” köşe yapıp anlamakta zorlanmayalım diye askerleri renk ile kodluyor.

Bu aşamada küstahlık içindeki Nolan, seyirciden yaratıcısının kendinden daha zeki olduğunu tasdik etmesini talep ediyor adeta. İncelememiz başında bahsettiğimiz gibi sinema sektörünün “altın çocuğu” olan yönetmenimiz istediğini yapmakta özgür. Christopher Nolan, tüm film boyunca 007 James Bond hayranlığını her yere yansıtıyor ve macerayı da “ajan filmi” şeklinde tasarlıyor. Yönetmen, olağanüstü karmaşık ve seyircilerini entelektüel açıdan tatmin edeceğine güvenen filmler yapacağına emin şekilde ilerliyor. Bu nedenle “Daha önce zekamı göstermiştim, şimdi ise daha kapalı bir film yaparak sizlere bunu vurguluyorum,” diyor adeta.

Tabii (diğer filmlerinin aksine) hiçbir şey anlatamayan ve tam olarak tanımladığı gibi yalnızca bir Kuantum soğuk savaşı filmi olan Tenet; maskülen erkeklerin yönettiği ve hatta sonunun veya devamının bile yalnızca onların elinde olduğu bu berbat dünyada; tek ana kadın karakterimize yalnızca intikam gibi bir görevi vererek sinemaya kattığı tek şey sektörün biraz daha çeşitlenmesinden başka bir şey olmuyor.

GÖZ ATIN  SHAZAM! Filmine Füze Attık: Hafif Spoiler'lı İnceleme

Bir Aksiyon Filminde Editörlüğün ve Müziğin Önemi

tenet incelemesi

Aksiyon filmi olarak aklımıza gelen James Bond veya John Wick gibi eserlerin ortak özelliklerinden birkaçıdır kurgu ve müzik. Sahnenin, dövüşün ve olanların içinde olmamızı ve sinemanın atmosferinde birleşip bize bir “deneyim” yaşatması bunların doğru yapımı ile ancak olabilir.

Tenet’in sekansı, kurgucu Jennifer Lame’in her zamanki gibi mükemmel bir aksiyon kesimiyle dönüştürdüğü bir patlamanın iç ve dış çekimleriyle birleşiyor. Böylece birkaç aydır unutmuş olduğumuz sinematik ölçeğin ve büyük ekranın büyüsünü hissetmiş oluyoruz. Sinematografide ise Nolan’ın daha önceden de çalıştığı Hoyte van Hoytema çekimler esnasında filmi mükemmelleştiriyor.

Soundtrackler ise emin ellerde. Daha önce Black Panther, Creed ve The Mandalorian’da çalışan Ludwig Göransson; Tenet’te özellikle aksiyon sahnelerinde kendini kanıtlıyor. Adeta kalp atışlarımızla birleşen ve heyecan, korku ve gerilim ögelerimizi kulaklarımızı kullanarak ateşlemeye çalışan bu parçalar, filmin sinemada izlenmesini “mutlaka” konumuna çıkarıyor.

Sızlanmalar: Herkese Göre Değil

Birçok kaynağa baktığımda Tenet bir miktar gömülmüş hatta Nolan’ın seyircilerini kendisinin sinema dünyasındaki zekasını tasdik etmesi için böyle bir film yazdığını ve çektiğini düşünmüş. Belki haklılardır belki de değillerdir. Ancak ben yazımın sonunda eklemek istiyorum ki Christopher Nolan sinema geçmişinde birçok kez bu zekasını kanıtlamış biri. Yalnızca sektörden aldığı pohpohlanma ve altın çocuk konumuna gelmesiyle istediği şeyleri yapmaya çalışması; bu şekilde seyircilerine bir hakaret olarak görülmemeli. Onun yerine yalnızca birazcık züppe bir karaktere bürünmesine izin verilmemeli. Bu berbatlaşmış endüstri içerisinde en azından bu konuma ulaşmış ve aklında olan ajanlı, 3. Dünya Savaşı temalı ve her zamanki gibi zamanla oynamalı filminde bırakalım Nolan oyuncaklarıyla oynamaya devam etsin.

nolan yeni filmi

Şunu da son olarak eklemek isterim ki; beyninizi zorlamayı sevmiyorsanız, sadece aksiyon ve eğlencelik bir yapım arıyorsanız bu film size göre değil! Ancak yine de diğer Nolan filmleri kadar altı dolu ve ilgi çekici bir hikâyeye de sahip değil.

Peki sizler Christopher Nolan’ın yeni gözdesi Tenet’i izlediniz mi? Henüz izlemediyseniz lütfen salonlarda dikkatli olalım ve beyaz perde özlemimizi beyaz maskeler eşliğinde giderelim. Filmle ilgili yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Christopher Nolan’ın Sinemaya Bakışını Değiştiren 30 Film

antares




19 yaşında, Eskişehir doğumlu. Hayallerim oldukça sayısal işlerde olsa da edebiyata ve yazarlığa tutku ve sevgiyle bağlı biriyim. Her alanda herkesten bir şeyler öğrenmeyi ve kendime bir şeyler katmayı çok seviyorum. Devam ettirmekte olduğum bir fantastik serim olmakla beraber aklımdan geçen her konuda içerik üretmeyi seviyorum ve bunları paylaşmak için her zaman can atıyorum. Ayrıca tam bir kahve aşığıyım.

Tenet İncelemesi: Sinemanın Altın Çocuğu Sizi Kuantum Soğuk Savaşına Çağırıyor için 1 yorum

  1. Davram dedi ki:

    Robert Pattinson Covid-19 olmuş. Batman yerine superman i oynasaydı yırtabilirdi diye düşünüyorum. Superman in geçtim covid den, ne gripli ne nezleli halini görmedim şimdiye dek.


Tenet İncelemesi: Sinemanın Altın Çocuğu Sizi Kuantum Soğuk Savaşına Çağırıyor

Tenet incelemesi yayında. Christopher Nolan’ın yeni filmi, Koronavirüs salgını riskine rağmen sinema salonuna gitmeye değer mi?

Başa dönün