Yalçın Tosun: Sustuğu ve Susmadığı

Yalçın Tosun, çağdaş edebiyatımızda öyküleri ile kıymetli bir yer tutuyor. Yazarın metinlerinde sustuğu ve konuştuğu yerler "görünenden" fazlasını ifade ediyor.

Yalçın Tosun kışkırtan, güldüren, yüzleştiren, savunmasız bırakan sessizliklerin etrafında dönüp dolaşıyor. Yazarın öykülerinde sustuğu ve susmadığı kimi yerlerde, bazı anlamlar var.

İlk kitabı “Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler” ile Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü, ikinci kitabı “Peruk Gibi Hüzünlü” ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı ve “Dokunma Dersleri”nin ardından yayımlanan dördüncü kitabı “Bir Nedene Sunuldum” ile Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü alan Yalçın TosunMesafenin Şiddeti isimli yeni öykü kitabını geçen yaz yayımladı.

Tosun’un üç farklı kitabından üç ayrı öykü, “Pembe Yuvarlak”[i], “Üç Adamlı Zaman”[ii] ve “Ferhat Olmak”[iii]. Yan yana durmaları rastlantısal değil. Etrafında dolaştıkları ortaklıklar Yalçın Tosun’un öykücülüğüne dair bir bütünün işareti. Aynı sessizlik yeni öykülerinde de var. Bir şeyi söylemekle söylememek arasında karar veremeyip duraksamanın, bilinmedik tarafı bulunmayanları anlatmak için susmanın tercih edildiği anlatılar bunlar. Karakterlerini de okurunu da suskunlukla yüz yüze getirmek için kollarını bağlamış sessizlikte hazır bekleyen yazarın sustuğu ve susamadığı öyküler.

Sustuğu

Pembe Yuvarlak”ta anlatıcı mayodan fırlayan testisi görünce, denizden korksa da denize koşmak, deniz olmak istiyor. Çünkü gergin, sıkışık, rahatsız bir testis onu yapamadıklarını yapmaya, olamadıklarını olmaya kışkırtıyor. Öykünün başından itibaren yazarın özellikle amca karakterini kullanarak ördüğü erkeklikuğultusu da tam bu anda diniyor, silikleşiyor. Yazar sessizliğe teslim ediyor kurduğu tansiyonlu sahneyi. Kalbin atışı duyulacak kadar susuluyor. Uğultu kesilince anlatıcı da öykü de sakinliğe kavuşuyor.

Üç Adamlı Zaman”daysa beraber olmak isteyen bir anlatıcıyla karşılaşılıyor. Mahir’in Erinç’le ilişkisine adadığı emek onda bir tür bencillik yaratmış olacak, kendini hep verici olan bir konumdaymış gibi hissediyor. Tam da bu yüzden, yazarın okur için de aynısını amaçladığı şekilde, asıl hikâyeyi ıskalıyor Mahir. Okur, okuduğunun değil, aslında başka bir şeyin anlatıldığını anlatıcının anlatmayı bıraktığı, sustuğu noktada fark ediyor. Babasının Erinç’in bir çocukluk fotoğrafına bakarak sertleşeceğinin anlaşıldığı sahnede öykü bıçak gibi kesiliyor. Bu bilinçli suskunluk sayesinde “Üç Adamlı Zaman”ın neyi anlattığı, okurun Mahir’le birlikte neyi ıskaladığı, öykü bittiğinde ortaya çıkıyor.

GÖZ ATIN  Sarı Kral Öyküleri: Carcosa'nın Ürkünç Güzelliği

Yalçın Tosun Kitapları

Ferhat Olmak”ta ise anlatıcının tek bildiği gerçekten Ferhat olmak istediği, hatta tek arzusunun bu olduğu. Anlatıcı, karşısındaki adama Ferhat olmadığını söylemeye karar verdiğinde susturuluyor ve bu sessizlik anında adamla Ferhat arasında bir ilişki olduğu ortaya çıkıyor. Bu sürpriz, olmayan bir aşkın hüznünü yaşayan anlatıcının içinde bulunduğu duruma trajikomik bir katman eklemesinin yanında, tıpkı diğer iki öyküde olduğu gibi, öykünün neredeyse sondaki sessizlik için yazılmış olduğu hissini uyandırıyor.

Yalçın Tosun’un öykücülüğünde bu sessizlikler ya “Pembe Yuvarlak”taki gibi okuru olacağın olmasına kışkırtıyor, ya “Üç Adamlı Zaman”daki gibi okuru olanla yüzleştiriyor, ya da “Ferhat Olmak”taki gibi olacağı bilinmez halde okura bırakıyor. Üçünde de sessizlikler olmasa, öyküler bu temel etkilerini yitirir, hatta yazılmamış sayılır.

Susmadığı

Üç öyküde de benzer absürtlükler var. “Pembe Yuvarlak”ta Hüseyin soyunurken ellerinin davetkâr davranması, “Üç Adamlı Zaman”da duvardaki resimde annenin gözlerinin kanlı olması, “Ferhat Olmak”ta anlatıcının sırf yabancıları üzmekten korktuğu için Ferhat olduğunu söylemesi… Yazar bu absürtlükleri okuru belirli bir duyguya yönlendirmek için bilinçli olarak yerleştiriyor. Ama maalesef “davetkâr eller”deki gibi yontmadan yapabiliyor bunu bazen.

Yalçın Tosun

Yalçın Tosun

Pembe Yuvarlak”ta anlatıcı ergenlik çağında bir erkek. Amcasının, ileride kendisinin olacağını düşündüğü kişiden korktuğunu ve belki de var olmamasını istediğini söylüyor. Burada amcanın homofobik karakterinin tohumları atılmaya çalışılıyor. Ama anlatıcının konuştuğuna inanmak güç, çünkü o henüz ileride olacağı kişinin kim olduğunu bilmiyor. Konuşan, yazarın kendisi denecekse, bu da öykünün çocuksu havasını dağıtma açısından risk taşıyor.

Üç Adamlı Zaman” öyküsündeyse bazen üçüncü bir kişi konuşuyor, bazen de Mahir’in iç sesine dönülüyor. Ama üçüncü kişi de Mahir’e yakın konumlanıyor ve böylece anlatılanlar Mahir’in perspektifinde kalıyor. Oysa, yukarıda da söylendiği üzere, bu bariz bir şekilde Erinç’in hikâyesi. Bu yüzden, anlatıcı olarak Mahir’i seçmek, öyküdeki travmayı gizliden dolaşmak için kullanılan bir yöntem aslında. Ama, öykünün Erinç’in babasının evine taşındığı son sahnede üçüncü kişi anlatıcının Mahir’e yakınlığı birden kayboluyor, unutuluyor. Evdeki fotoğrafların tasvir ediliş biçimi üçüncü kişinin artık Erinç’e ve annesine yakın durduğunu gösteriyor. Üçüncü kişi anlatıcının objektif yapısı bir kere bozulduktan sonra, tekrar, bu kez öyküdeki tavrın aleyhine bozuluyor. Bu, bu kez bilinçli bir yöntem olmaktan ziyade, pedofil baba karakterinin yazarca da yargılanmasının bir çıktısıymış gibi görünüyor.

GÖZ ATIN  Körlük: Gözlerimi Kapattım ve Bir Anda Gördüm

Okuru, vermek istediğini belirli bir şekilde almaya teşvik etmek için susmayabilir yazar. Ama bariz yönlendirmeler, anlatıcının sesini dağıtma riski taşıyan müdahaleler veya anlatıcının tavrında beklenmedik değişiklikler bu öykülerin gerekmeyen suskunluk bozumları.

Beraber: Mesafenin Şiddeti

Yalçın Tosun’un geçen yaz yayımlanan “Mesafenin Şiddeti” kitabındaki öykülerdeyse yazarın susmadığı azalmış, sustuğu çoğalmış. Ama sessizliği hesaplarken aralarından bir öykü ayrılıyor. “Piç[iv] yazarın sessizlik muhasebesini artık ustalığa yaklaştırdığı bir öykü. Babanın eksikliğinden ileri gelen kırılgan bir erkeklik anlatısını mahalle arasında oynayan çocukların sessizliğine sıkıştıran bu öykü, yazarın bile isteye susmaktaki maharetinin belki de şimdiye kadarki en iyi örneği. Öykü şu cümleyle son buluyor:

“Göz yaşlarını elinin tersiyle sildi ve parmağını rakı masasındaki adamlardan birinin üstüne koyarak nefes nefese sustu.”

Mesafenin Şiddeti - Yalçın Tosun

Yalçın Tosun bir şey olmayı talep eden karakterleri kalıplarından çıkarıyor ve kırılma anlarının tam ortasına yerleştiriyor. Ne kadar sert ya da kırılgan olduklarını onlara bırakıyor ve bir suskunluğa teslim olmalarını sağlıyor. Bazen, belki de ne anlattığına hâkim olduğu ve okuru da bu bildiğine yönlendirmek istediği için susamasa dahi, öyküleri kışkırtan, güldüren, yüzleştiren, savunmasız bırakan ustalıkla yerleştirilmiş sessizliklerin etrafında dönüp dolaşıyor. Okurun payına da öykünün sonunda sessizlikte kolları bağlı bekleyen Yalçın Tosun’a teslim olmak ve sustuğuyla susamadığıyla yüz yüze gelmek düşüyor.

Kaynaklar:

[i]Bir Nedene Sunuldum, s.50-54, YKY.
[ii]Peruk Gibi Hüzünlü, s.74-81, YKY.
[iii]Dokunma Dersleri, s.115-118, YKY.
[iv]Mesafenin Şiddeti, s.38-45, YKY.
Fotoğraflar: Artful Living

Yazara ve eserlerine dair görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Çoksatar Kitaplarda İdeal Erkek Tipi: Gurur ve Önyargı, Alacakaranlık ve Grinin Elli Tonu




24 yaşında, akademisyenim. Hukuk ve sosyoloji okudum, yüksek lisans yaptım ve okumaya, öğrenmeye devam ediyorum. Çeşitli dergi ve fanzinlerde yayımlanmış çalışmalarım var. Öyküyü seviyorum.

Yalçın Tosun: Sustuğu ve Susmadığı için 1 yorum

  1. Yalçın Tosun, anlattığının yanı sıra (ve belki de anlattığından daha fazla) susmasıyla kendi öyküsünü oluşturmuş bir isim. Öykü üzerine kafa yoran herkesin dikkate alması, sıkı öykü okurlarının ise kesinlikle gözden kaçırmaması gerekiyor.

    Üzerine düşünülmüş ve çalışılmış bir inceleme olmuş, teşekkürler.


Yalçın Tosun: Sustuğu ve Susmadığı

Yalçın Tosun, çağdaş edebiyatımızda öyküleri ile kıymetli bir yer tutuyor. Yazarın metinlerinde sustuğu ve konuştuğu yerler “görünenden” fazlasını ifade ediyor.

Başa dönün