Çevirmenin Çemberi: Yıldız Gemisi Askerleri

"Silahlar tehlikeli değildir, insanlar tehlikelidir."

Savaş acı bir çığlıktan ötesi değildir bana göre. Ve barış diye çırpınan bir yüreğim olduğundan savaşın üzerine çokça düşünüp barışı hep yüceltmişimdir. Savaş; ölmemek için öldürme sanatı mıdır yoksa kendileri adına birilerinin savaşacağından emin olanların, kendini sağlama alanların hayali midir? Savaş; insan doğasının gerçeği, bitmek bilmeyen hırsının sonucu mudur yoksa eli kanasa düşüp bayılacak adamların başkalarının çocuklarını ölüme yollamaları mıdır? Öldürmek, dövüşmek, savaşmak… Bunların haklı olduğu kimi anlar vardır ama sivillerin kurban edildiği savaşa kim haklı diyebilir?

Evet, savaşların çıkmasında pek çok etken vardır. Dünyadaki savaşların temeline baktığımızda savaşlar güç kazanma, hakimiyet kurma yahut ekonomi kaynaklıdır. Geçmişte devletler daha fazla toprak sahibi olmak, daha büyük bir nüfusa krallık, sultanlık, vb. yapmak için savaşlarla ülkesinin sınırlarını genişletmiştir. Savaş; sınıflar, uluslar, devletler yahut siyasi gruplar arasındaki çelişkiler belirgin bir aşamaya geldiğinde bu çelişkilerin çözülmesi amacıyla girişilen mücadele biçimidir ve kesinlikle özel mülkiyet edinimiyle var olagelmiştir. Savaşın reel koşulları, tabiatı ve başka şeylerle olan ilişkileri anlaşılmadıkça savaş yasaları, savaşın nasıl yönetileceği yahut nasıl kazanılacağı öngörülemez. İnsanlık tarihi boyunca en çok tekrar eden şeylerden biri olduğuna göre, Susan Sontag haklı mıdır? “Savaş; iç deşer, bağırsakları boşaltır, teni yakıp kavurur, organları koparır, yıkıp yok eder ve insan türünün doğasından gelir.”

Robert A. Heinlein’ın en bilinen eserlerinden biri olan ve geçtiğimiz Mayıs ayında İthaki Yayınları’ndan çıkan, çevirmeni olarak beni de epeyce yoran, düşündüren “Yıldız Gemisi Askerleri” farklı din ve millete mensup askerlerden oluşan bir birliğin çetin bir çatışmaya girmesiyle başlar. On sekiz yaşındaki Juan Rico’nun en yakın arkadaşı Carl’dan etkilenerek askere yazılmaya karar vermesi babasının Mars tatili vaadiyle askıya alınmış gibi görünse de bir başka sınıf arkadaşı Carmen’in pilot olmak için orduya katılmak istediğini öğrenmesiyle gerçeğe dönüşür. Ailesine, zengin ve refah bir yaşam tarzına, katı ve keskin kuralları olan babasına rağmen askere gitme kararı alan Rico aslında başlangıçta ne yaptığından, başına gelebileceklerden bihaberdir. Hikayenin geçtiği Terra Federasyonu’nda yaşayan insanlarla ilgili cinsiyet, din, millet üzerine bir ayrım belirtilmez ama federasyonda yaşayanların ‘siviller’ ve ‘vatandaşlar’ olarak ikiye ayrıldığını görürüz. Hak ve özgürlüklere daha geniş çerçevede sahip olup ‘vatandaş’ statüsünü kazanarak oy kullanmak için sivillerin iki yıl gönüllü askerlik yapmaları beklenir. İki yılı hayatta kalarak tamamlayanlar kamuda çalışma ve oy hakkına kavuşur.

Heinlein “Yıldız Gemisi Askerleri”nde askerliğin tüm ayrıntılarına değinir. Romanın kimi bölümlerinde, özellikle de Rico’nun tarih öğretmeni Dubois’in sözlerinde şiddetin, dahası savaşın gerekliliğine dair pek çok önerme belirir. Dubois şiddetin bütün sorunları çözeceğini, aksini düşünenlerin şiddete başvurmamalarının sonucu olarak hayatlarıyla yahut özgürlükleriyle iyimserliklerinin bedelini ödediklerini vurgular. Buna karşın savaşın başlı başına öldürmek veya şiddet olmadığını savunan Çavuş Zim ise savaşın amacının hükümetin kararlarını güç kullanarak desteklemek olduğunu dile getirir. Profesyonel bir askerin ağzından çıkan sözler günümüz koşullarında da güncelliğini koruyor. Nitekim günümüzde de çoğunlukla (!?) askerlerin siyasetçiler tarafından alınan kararları tartışmasız uyguladığı düşünülür, çünkü ne zaman, nerede, nasıl veya neden savaşacağına karar vermek askere değil, devlet adamları ile generallerin takdirine terk edilmiştir. Yani siyasi erk karar verir, komutan emir verir, askerler gerekirse ölmek üzere görevlendirilir.

Bilimkurgu kategorisine dahil olan “Yıldız Gemisi Askerleri” elbette bir savaş romanı olarak da nitelenebilir. Roman 1959’da yayımlandığından itibaren pek çok tartışmayı alevlendirmiş olsa da militarizmin güzellemesi ya da savunusu olarak lanse edilemez. Romanın tartışmalı bölümlere sahip olduğu su götürmez bir gerçek ancak militarizmin, insan türünün eleştirildiği tespitleri de görmezden gelemeyiz. Piyade Rico’nun bir asker olarak deneyimlerini, askeri manevraları, lojistiği, askerlik hukukunu ve politikasını, emir – komuta zincirini en ince ayrıntısına kadar anlatması damarınıza basabilir, bu sebeple kitabı doğrudan ele alıp satır aralarını atlarsanız savaşın romantize edildiğine karar kılabilirsiniz. Halbuki romandaki çelişkileri görebildiğinizde savaş korkunç yıpratıcıdır ve askerler de bundan bihaber kurbanlardır. Silaha dönüşen bireyin amacı savaşmaktan ibaret olmuştur, çünkü “Silahlar tehlikeli değildir, insanlar tehlikelidir.”

Edebi anlamda düşündüğümüzde yazarlar genellikle kendi düşüncelerini karakterlere giydirir ancak editörüm Alican’ın dediği gibi ‘narrator ile author’u (anlatıcı ile yazarı) birbirine karıştırmamak gerekir. Almanya’dan göç eden bir ailenin çocuğu olarak 1907’de Butler, Missouri’de dünyaya gelen Heinlein okul sonrası girdiği ordudan 1934’te sağlık sorunları sebebiyle ayrılmıştır. İlk bilimkurgu öyküsü ‘Lifelin’ ı 1939’da Astounding Sci-Fi Magazines’de yayımlanınca pek çok dergide yazmaya başlamıştır. 1941’de Dünya Bilimkurgu kongresine onur konuğu olarak davet edilen yazar aynı yıl okur anketlerine göre en popüler yazar seçilmiştir. 1951’de basılan ‘Puppet Masters’ soğuk savaşın ayak seslerinin hissedildiği yıllarda büyük bir ilgi ile karşılanmıştır. Öte yandan 1961’de yayımlanan ‘Strangers in a Strange Land’  ise içerdiği komünal yaşantı ve iktidara karşı güvensizlik gibi temaları vesilesiyle Hippiler tarafından ‘kutsal kitaba’ dönüştürülmüştür. Sonuç itibariyle yazarın eserlerine dönemsel açıdan baktığımızda Heinlein’ın her yazar gibi çağının deneyimlerinden esinlendiğini görürüz. Eserlerinde militarizm öğeleri bulunur, çünkü orduda uzun süre görev yapmış ve iki dünya savaşı arasında büyümüştür. Ayrıca Alman kökenli bir aileden gelmesi de bu durumu tetiklemiş olabilir.

Bir kitabı çevirmeye başladığınızda sürprizlere, çelişkilere, yorumlamalara, ince düşünmeye açık olmalısınız. Sevinmeye, öfkelenmeye, yer yer gözyaşı dökmeye hazır olmalısınız. Heinlein beni bu duygu selinin içinde üç ay boyunca yüzdürdü, bazen karaya vurup süründürdü. Okurken de bunlar yaşanabilir ama çevirmek okumaktan çok daha fazla sancılıdır. Çeviri, bir başka hayatın kapısını destursuz açmak gibidir, bu yüzden insanın çok yönlü düşünebilmesi gerekir. Yazarın sırtladığı yükü – dilini, kurgusunu, konusunu – okurlara iletecek olmanın bilinciyle ilerlersiniz, haliyle yükünüz daha da ağırlaşır. İtiraf edeyim Heinlein’ın “Yıldız Gemisi Askerleri”nin içine girebilmek zordu. Bir kadın olarak askerlik üzerine düşünmek, kafa yormak yorucuydu. Üstelik bombaların patladığı, çocukların geleceklerinin çalındığı bir coğrafyada savaş üzerine düşünmek yıpratıcıydı.

Ah, söylemeden geçemem, bu süreçte bana her daim destek olan sevgili editörüm Alican Saygı Ortanca’ya ve redaktörüm Burcu Uluçay’a teşekkürü borç bilirim.

Sitemiz bünyesinde bulunan video inceleme için tıklayın!

Sitemizde gerçekleştirilen yazılı inceleme için tıklayın!

1981 yılında doğan Öznur Özkaya, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli edebiyat dergilerinde şiir ve öykü çevirileri ile eleştiri yazıları yayınlanmakta. ilerihaber.org haber sitesinin köşe yazarlarından. Çeviri kitapları arasında Bingo’nun Koşusu (Hitkitap), Paris Mimarı (Yabancı Yayınları), Kırık Dökük (Yabancı Yayınları), Yıldız Gemisi Askerleri (İthaki Yayınları) bulunmaktadır. Evli ve Arya isminde bir kızı var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çevirmenin Çemberi: Yıldız Gemisi Askerleri

“Silahlar tehlikeli değildir, insanlar tehlikelidir.”

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün