Usta İlhamşörlerden Tavsiyeler

Kayıp Rıhtım 6. Yıl Projeleri kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu dosyamızda, yazarlarımız bizlere yazarlık için tavsiyelerini anlattı. Gelin hep birlikte neler dediklerine göz atalım!

Mustafa Samsunlu

BİR ROMAN YAZIYORUM

Benim için roman yazmak zihinsel bir savaştır. Savaşın sonunda, yani roman bittiğinde galip veya mağlup olduğunuza okuyucu karar verecektir. Olayın özeti budur.

Nasıl yazıyorum sorusuna gelince, yanıtım tek bir kelimede gizli: Disiplin!

Gerek roman taslağına çalışırken, gerekse kaleme alırken hiç olmadığım kadar disiplinli olmaya çalışırım. Günü zaman dilimlerine ayırarak verimlilik ve etkinliğimi en yaratıcı nasıl kullanacaksam o şekilde bir düzen geliştiririm. Kendime hedefler koyarım. Örneğin, Cehennem Dağı’nı yazarken günlük hedefim beş sayfaydı ve genellikle de tutturmuştum. Kötülük Zamanı’nda ise hedef asgari iki sayfaydı.

Konuyu akışkan bir zemine oturturum. Bu bana esneklik sağlar. Hiçbir zaman bataklığa saplanmış gibi romana başlamadan önce geliştirdiğim plana uyduğum olmamıştır. Bazıları romanın akışında dizginler yazarın elinde olması gerekir dese de, ben zaman zaman dizginleri roman karakterlerine bırakırım ve bir süre sonra, yeteri kadar yol alındığında, roman artık kendini yazdırmaya başlamıştır. İşte, roman yazmanın en eğlenceli kısmı da budur. Bir sürü roman karakterini çalışma odanıza tıkarsınız. Karakterler yazarın ilgisini çekmek için kıpır kıpırdırlar. Onlar itişe kakışa dursunlar ben en olmayacak karakteri sahneye çağırıyorumdur:

“Hey, sen! Oradaki! Beni duyuyor musun? Evet, sen! Öne çık, öne! Tam sana göre bir hikâyem var!”

Birden bir karmaşa olur. Karakterler birbirlerini ezercesine öne çıkmaya çalışmaktadırlar.

“Beni de al! Beni de anlat!”

Kimler yok ki! Kötü adamlar, iyi adamlar, müflisler, kader kurbanları, daha niceleri. Kadınlar, erkekler, çocuklar… Hepsi burada, çalışma odamda, görünürde sessizler, ancak zihnimde kıyameti koparıyorlar.

Bir roman yazıyorum. Bol bol karakterim var. Her türlüsü. Ya zaman? Ya mekan?

“Hımmm! Biraz tarih kokmalı, biraz gizem, biraz aşk, biraz hayal kırıklığı, biraz, biraz, biraz…! Hey siz, ikizler, kenara geçin şöyle! Romanımdaki kahramanlardan biri olur musunuz? Anlatın biraz, kimsiniz, sözünü etmeye değer ne var hayatınızda.”

GÖZ ATIN  Göktuğ Canbaba'nın "Tılsım-ı Kudret"i Yeni Baskısıyla Raflarda

İkizler uçarcasına kendilerini didişen karakter kalabalığının önüne atıyorlar.

“Ustam, anlatayım. Ben ve ikizim 1938’de Dersim’den Erzurum’un bir kasabasına sürülen bir ailenin çocuklarıyız. Annemiz, babamız, yakınlarımız anlatırlardı, neler çekmişler, neler yaşamışlar, zor günlermiş. Biz ikimiz göçten çok sonra dünyaya geldik ama hep Dersim’le yatıp, Dersim’le kalktık. Ailelerimizin o kadar canları yanmış hani. Fakirlik, işsizlik, sefalet diz boyu. Kardeşimle birlikte bir fırında çalışıyoruz. Genciz. Zincirlerimizi kırmak istiyoruz. Sene 1955. On sekiz yaşımıza yeni basmışız, kafamızda kavak yelleri esiyor, aklımızdan pembe düşler geçiyor. Bu ücra yerde daralıyoruz. İstanbul’a kaçmak istiyoruz ve bir gün zincirlerimizden boşanarak hayallerimizin peşine takıldık, İstanbul’a doğru yola çıktık.”

Aniden kart sesli yaşlı bir kadın önündeki onca karaktere aldırmadan dağıtır ortalığı ve lafı ikizlerin ağzına tıkar.

“Usta, usta! Ben bu ikisini tanıyorum. Madem roman yazıyorsun, beni de yaz. Benim adım Roza. Bana Beyoğlu’nda Kokina Roza derler, yani Kızıl Gül! Senin anlayacağın Kızıl Roza. Gençliğimde çok fettanmışım. Bir beğeneyim, kaçan kurtulmazdı elimden. Çok ocak yaktım, çok yuva yıktım. Şimdiyse bir düşkünler evindeyim. Kimsesiz, yapayalnız, tek başıma. Geçenlerde genç bir öğrenci kız arkadaşıyla birlikte beni ziyarete geldi. Babamın bana 1955 yılındaki doğum günümde imzalayıp hediye ettiği kitabımı bulmuş: Madame Bovary romanının ilk baskısı. Çok kıymetlidir. Kitap çok yıpranmış, ama bu öğrenci delikanlı kitabın sayfaları arasında üzerine “Beni kurtarın. İmdat!” diye yazdığım notumu bulmuş. Korkunç bir gündü. Tarih 1955’in 6 Eylül’üydü. Beyoğlu’nda pastane işletirdik, üst katta da evimiz vardı. Ne olduysa oldu, İstanbul çıldırdı. Biz Rumların malları, mülkleri yağmalanmaya, yakılıp yıkılmaya başlandı.İşte bu ikizler pastanemizin fırınında çalışırlardı. O gün ikisinden biri bana tecavüz etti. Diğerine ise âşıktım.”

GÖZ ATIN  Hamit Çağlar Özdağ'ın Yeni Kitabı Raflardaki Yerini Alıyor

Bir roman yazıyorum. Malzemem sonsuz. Galiba yolumu buldum. Karakterler bir giriyor, bir çıkıyor.

“Bir dakika bayım, benden bahsedildi. Beni duyuyor musunuz?”

Gümbür gümbür bir roman doğuyor.

“Söyle delikanlı. Sen de kimsin?”

“Ben Ethem efendim. O kitabı ben buldum. Üniversitede gazetecilik bölümünde okuyorum. Sahaflarda dolaşırken dikkatimi çekti. O kadar kitap yığını arasından çekip çıkardım, bir de ne göreyim, kitap Madame Bovary’nin ilk baskısı. Hemen aldım. O gün kız arkadaşım Esin’le buluşacaktım. Tarih 2012 Aralık sonu. Yeni yıla bir kaç gün var. Her yer ışıl ışıl…”

Bir roman yazıyorum. Beyler biraz sessizlik!

  • 11
    Shares
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27


Usta İlhamşörlerden Tavsiyeler için 2 yorum

  1. Çok iyi bir çalışma olmuş. Ellerinize sağlık…


  2. Ed Greenwood’da yazma tavsiyesi vermiş … Güler misin ağlar mısın :sunglasses:


Usta İlhamşörlerden Tavsiyeler

Kayıp Rıhtım 6. Yıl Projeleri kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu dosyamızda, yazarlarımız bizlere yazarlık için tavsiyelerini anlattı. Gelin hep birlikte neler dediklerine göz atalım!

  • 11
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya
J.R.R. Tolkien Şiirleri

M. Bahadırhan Dinçaslan’ın çevirisiyle J.R.R. Tolkien'den 5 büyüleyici şiir sizleri bekliyor.

Kapat