in ,

No Time to Die İncelemesi: Ölmek İçin Zaman Yok Mr. Bond

No Time to Die incelemesi sizlerle. Yeni James Bond filmi Ölmek İçin Zaman Yok ile Daniel Craig’e veda zamanı.

No Time to Die İncelemesi Ölmek İçin Zaman - james bond 25

No Time to Die incelemesi ile karşınızdayız. James Bond 25. filmi ile pandemi ortasında sinemaya geri dönerken yapım hakkındaki yorumlarımızı aktarmasak olmazdı. Daniel Craig’in ikonik role veda ettiği Ölmek İçin Zaman Yok, Cary Joji Fukunaga imzasıyla beyaz perdeyle buluştu.

İngiliz yazar Ian Fleming’in 1953 yılında yarattığı 007 James Bond karakteri, yaklaşık 60 yıldır kültür dünyamızın önemli karakterlerinden birisi. İlk defa 1962 yılında Dr. No filminde Sean Connery’nin canlandırdığı Bond, yıllar içerisinde George Lazenby, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve son olarak Daniel Craig tarafından hayat buldu.

İngiliz oyuncu Craig 2006’da Martin Campbell imzasıyla vizyona giren Casino Royale ile ünlü ajana hayat vermeye başladı. Eleştirilerle başlayan “yeni James Bond” tercihi (Sarışın Bond mu olurmuş), sıradaki Bond’un kim olacağı tartışmalarıyla (kadın Bond mu olurmuş) 15 yılın ardından sona erdi. Craig arkasında Quantum of Solace (2008), Skyfall (2012), Spectre (2015) ve No Time to Die (2021) filmlerinden oluşan bir külliyat bıraktı. Aslında yıldız oyuncunun Spectre ile role veda etmeyi planladığı biliniyordu. Ancak Craig, “yarım kalan hikâyeyi tamamlamak üzere” son defa Ölmek İçin Zaman Yok dedi.

no time to die yorum

Koronavirüs pandemisi nedeniyle 2020’den beri defalarca erteleme alan yapım, nihayet 1 Ekim 2021 tarihinde vizyona girdi. Bu süreçte filmin yapımcı şirketi Metro-Goldwyn-Mayer, yaşadığı maddi krizin de etkisiyle el değiştirdi ve Amazon’a satıldı. Öyle ki bu satın alma işleminin ardındaki en büyük sebeplerden birisi de 25. Bond filminin salgın koşulları nedeniyle gecikmeler yaşamış olması vardı.

Peki devasa stüdyoların kurtuluş için bel bağladığı, dünyanın en ünlü ajanı James Bond nasıl bir filmle geri dönüyor? Bunca bekleyişe ve salgın şartlarında salonlara koşmaya değecek bir yapım var mı ortada? Bu sorulara gelin birlikte cevap arayalım.

Yazının bundan sonrasında filmi izlememiş olanlar için sürprizbozan (spoiler) içerecek.

No Time to Die İncelemesi: Ölmek İçin Zaman Bulamayanların Vakitsiz Vedası ya da James Bond #25

Skyfall ile serinin başına geçen Sam Mendes’in Spectre filminde bıraktığı yerden Cary Joji Fukunaga da hikâyesine başlıyor. Bond, güvendiği kollarda ihanetin kuşkusuyla yeni hikâyesine adım atıyor. Nefes kesen bir kovalama sahnesiyle seri daha ilk dakikalardan nasıl bir ritim ve atmosferle karşı karşıya olacağımızı çiziyor.

Léa Seydoux yeni james bond

Görevinden ayrılarak emeklilik günlerini tadını çıkartan Bond, eski bir düşmanıyla yüzleşmek ve son aşkının gizemlerini çözmek için yeniden maceraya atılması gerekiyor. Film, bütün Bond klişelerini ustalıkla kullanmayı sürdürüyor. Herhangi bir yapımda kesinlikle göze batacak hareketler külliyatın kendi tarzı içerisinde tam yerine rasgeliyor. Başka hangi filmde, aksiyon sahnesinin ortasında harekete ara verip viskisinden yudum alan ve tekrar mücadeleye dönen bir karakterin varlığı sırıtmaz ki? Bir James Bond filminde bu gayet tutarlı bir akış. Ölmek İçin Zaman Yok da bu hakkını sonuna kadar kullanarak sırtını güvenli dağlara vermeyi sürdürüyor.

No Time to Die Konusu ve İşleyiş

Christoph Waltz tarafından canlandıran Blofeld’in planlarını sorgulamak için harekete geçen Bond, aynı düşmanın peşinde olan başka bir suç örgütüyle karşı karşıya kalıyor. Jefrrey Wright’ın canlandırdığı CIA çalışanı Felix’in kendisinden yardım istemesiyle bir kez daha soluk kesici bir macera başlamış oluyor. Gücünü türlü bitkilerden alan ve insan DNA’sına işleyerek doğrudan kişinin ölümüne neden olan biyolojik bir silah; yeni Bond kötüsü Rami Malek’in canlandırdığı Lyutsifer Safin’in hikâyesinde merkeze oturuyor. Acılarla dolu geçmişten beslenen kötü karakter klişesiyle Safin, Bond’u ve sevdiklerini ölümcül bir tuzağa çekiyor. Neticede bir kez daha dünyanın kaderi 007’nin ellerinin arasına geçiyor.

no time to die james bond 25

Filmin konusu hakkındaki ilginç bir tesadüf, Koronavirüs günlerinden önce kaleme alınmış bir senaryoda insandan insana bulaşabilen biyolojik bir virüsün yer alması olarak karşımıza çıkıyor. Salgından önce kaleme alınan Orhan Pamuk’un Veba Geceleri romanı da, benzer bir “denk geliş” olarak geçen aylarda karşımıza çıkmıştı. Elbette salgınlar, hastalıklar hayatın bir parçası. Ancak böyle ses getiren yapıtlarda “doğru zamanlama” ile karşımıza çıktıklarında hissettirdikleri duygu da biraz daha kuvvetli oluyor.

Neyse ki kurmaca dünyanın bir James Bond’u var. Orada işler belli ölçüde daha yolunda gidebiliyor.

Kötü Karakterin Zayıflığı

Sıkı ayarlanmış bir tempoyla serinin en uzun filmi olarak 2 saat 43 dakikayı su gibi kullanmayı başaran No Time to Die en büyük darbeyi Oscar ödüllü Rami Malek’in canlandırdığı Safin karakterinden yiyor. Film, her ne kadar klişe yükünü bilerek ve isteyerek kabul ettiğimiz bir evrene ait olsa da zayıf işlenen bir kötü; hikâyeyi ciddi anlamda yaralıyor. Malek kendisine bulabildiği kısıtlı perde süresinde öyküsünü özetlemeyi başarsa da, özellikle finale giderken attığı adımlarla bekleneni vermekte güçlük çekiyor. Esir tuttuğu kızı sebepsiz yere bırakarak önemli bir kozu kaybederken final dövüşünde de ipleri kolaylıkla rakibine bırakıyor.

rami malek james bond

Bu noktada, “Bond’a veda etmemizi sağlayacak” zehrin anahtarını elinde tutan kişiden hem sahne hem de performans olarak daha fazlasını beklemek izleyicinin hakkıdır diye düşünüyorum.

Phoebe Waller-Bridge Dokunuşu

Bir “geçiş” ve “veda” filmi olduğu için No Time to Die senaryosu bazı incelikleri de bünyesine taşıyor. Senarist ekibine sonradan katılan, Killing Eve ve Flabeg ile kendisini ispatlamayı başaran Phoebe Waller-Bridge’in hikâyedeki etkisi net olarak hissediliyor.

Bond MI6’ten ayrıldıktan sonra kaybettiği 007 rolünü Lashana Lynch’e kaptırmış olarak karşımıza çıkıyor. İkili arasındaki çatışma ve sonradan kurulan iyi ilişkiler, bir tür nabız yoklaması gibi. Sıradaki Bond bir kadın olabilir mi? Bir siyah olabilir mi? Keramet Bond markasında mı, yoksa 007 koltuğunda mı? Film bunlara kesin bir şekilde cevap bulmasa da, izleyicinin reaksiyonunu ölçmek adına aralara konmuş küçük dokunuşların varlığından net bir şekilde bahsetmek mümkün.

Waller-Bridge’in etkisini Ana de Armas’ın canlandırdığı Paloma’da da görmek mümkün. Paloma kısıtlı süresine rağmen kadın temsili konusunda başarılı bir performans sergilemeyi başararak eskilerin “Bond kızları” kalıbını yeniden şekillendirmeyi sürdürüyor.

Senaristin bir başka etkisi ise mizahi açıdan yapıma ve karakterlere kattığı derinlikte saklanıyor.

Derinleşen İlişkiler ve Karakterler

Uzun yıllar James Bond son model spor arabalar, ultra lüks mekânlar, birinci sınıf balolar, şık kıyafetler ve son teknoloji silahlar demekti. Karaktere ve evrene derinlik katma çabası biraz daha güncel bir konu. Ölmek İçin Zaman Yok da bunun en net hissedildiği film. Öyle ki her şeyin tam da olgunlaştığı noktada “filmin kopması”, salondan çıkarken izleyicide bir burukluk bırakacak cinsten.

no time to die

Bond yıllar sonra iki boyutluluktan kurtulmuş, geliştirdiği duygusal tarafıyla izleyiciyle yalnızca fiziksel dünya üzerinden değil ruhsal olarak da bağlantı kurmayı başarmıştı. Böylece yalnızca seriye hâkim hayranların değil, genel izleyiciden de dönüt alabilecek bir çerçeveye oturmuştu. Ne yazık ki tam tadını bulan hikâyenin bu sayfası No Time to Die ile kapanmış oldu.

Yine de elde edilen bu kazanımların sıradaki Bond’un cebinde kalacağı fikri akla yatkın geliyor. “Yeni James Bond kim olacak?” sorusu ise önümüzdeki birkaç yıl boyunca sıkça konuşulacağa benziyor.

Oyuncular, Müzik ve Son Sözler

Daniel Craig, Léa Seydoux, Rami Malek, Lashana Lynch, Ralph Fiennes, Ben Whishaw, Naomie Harris, Rory Kinnear, Jeffrey Wright ve Christoph Waltz gibi isimleri bünyesinde barındıran yapım genel olarak iyi bir oyunculuk performansına sahip. Benim için tek hayal kırıklığı Rami Malek’le ilgili oldu. Onun da eksikliği konusunda da aktörlükten çok hikâye yetersizliğinin öne çıktığını hissediyorum.

Filmin müzikleri Gladiator, Inception ve The Lion King ile tanınan Oscar ödüllü sanatçı Hans Zimmer’a emanet. Zimmer epik anlatıyı her zaman olduğu gibi güçlü bir şekilde desteklemeyi başarıyor. Adını filmin kendisinden alan Billie Eilish parçası da kuşkusuz şimdiden hafızalarda özel bir yer edindi bile.

lea seydoux no time to die james bond

Temposu ince ince ayarlanmış, aksiyonu ve duygularıyla izleyiciyi bir an bile bırakmayan No Time to Die; Daniel Craig’e veda etmenin güzel bir yolu olarak karşımıza çıkıyor. Eksilerini göz ardı edebileceğiniz, “çok iyi” olmayı birkaç detayla kaçırmış iyi bir James Bond filmi var salonlarda.

Sinemanın büyüsünü yeniden hatırlatmak için eski kahramanların imdada yetişmesi özel bir olay. Milyar dolarlık endüstrinin çarpık gerçeğine rağmen, iyi filmler üstlerindeki pazarlama kokusundan sıyrılmayı bir şekilde başarabiliyorlar.

No Time to Die hakkındaki yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Eda Aydın

1992 yılında Bursa'da doğdum. Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü mezunuyum. Filmler, kitaplar hakkında inceleme ve görüş yazıları yazıyorum. Tanpınar'ı seviyorum.

La Casa de Papel 5. Sezon 2. Kısım Fragmanı

La Casa de Papel 5. Sezon 2. Kısım Fragmanı: Final Vakti

Napoleon: Stanley Kubrick dizi

Stanley Kubrick’in Yarım Kalan Projesi “Napoleon” Dizi Oluyor