in ,

Stephen King’den Mitler ve Masallar Dersi: “Peri Masalı” – İnceleme

Peri Masalı incelemesi sizlerle. Stephen King’in en yeni kitaplarından “Fairy Tale” üzerine kapsamlı bir değerlendirme yaptık.

Peri Masalı İncelemesi: Stephen King'den Masallar Dersi

Peri Masalı incelemesi ile Stephen King’in Türkçede okurlarla buluşan son kitabına derinlemesine bir bakış atıyoruz.

Kendi dilinde Eylül 2022’de yayımlanan Peri Masalı (Fairy Tale) kitabının Türkçe baskısı Altın Kitaplar tarafından Haziran 2023’te yapıldı. Çevirmen Gökçe Yavaş. Çevrileceğine dair haberleri duyduğumuzda çok heyecanlandık. Çok üretken bir yazar olan King’in her yeni kitabı tüm dünyada heyecan yaratıyor.

Ama okurluk hayatının büyük bölümünü King’e ayırmış bir okur olarak ben her yeni kitaba temkinle yaklaşıyorum artık. Eminim birçok sadık okuru da böyle hissediyordur. Çünkü, dışardan bakıldığında üç beş cümleyle tanımlanabilecek gibi duran ama sadık okurlarının zihninde, derinlerde birçok anıyla bütünleşen bir sevgiyle okuyoruz biz onu. Onun hikâyeleriyle yavaş yavaş kurulan dünyaya halel gelsin istemiyoruz.

Peri Masalı İncelemesi: Yavaş Yavaş Açılan Hikâye

Peri Masalı ilk duyurulduğunda, tanıtım metninde gördüklerimle endişelerimden bir nebze sıyrıldım:

Charlie Reade 17 yaşında sıradan bir lise öğrencisidir. Beyzbol ve futbolda harikadır. Genç yaşta büyük acılarla baş etmesi gerekmiştir. Bir gün bir vesileyle Radar adında bir köpekle ve onun yaşlı sahibi Howard Bowditch’le tanışır. Charlie, Bay Bowditch’e yardımcı olur ve kalbini Radar’a kaptırır. Bay Bowditch, ölmeden önce Charlie’ye kimsenin inanmayacağı bir hikâye anlattığı bir kaset bırakır. Bowditch’in bildiği ve hayatı boyunca sır olarak sakladığı şey, evin yanındaki kulübenin içinde başka bir dünyaya açılan bir kapı olduğudur.

Bu kapının beni tanıdık bir dünyaya götüreceğinden neredeyse emindim. Kitabı hevesle elime aldım ve sayfaları çevirdikçe Charles Reade’i tanımaya, sevmeye başladım. Charles ve babasının baş etmek zorunda olduğu acı ve sıkıntılara ortak oldum.

Kulübedeki geçitten girip diğer dünyayı göreceğimiz anı merakla ve sabırla bekliyordum. King okurlara bu sabrı öğreten bir yazar. O şunu iyi biliyor: Eğer roman kişilerinin karakterlerini, itkilerini, amaçlarını, acılarını, sorunlarını, tutkularını, korkularını, sevdiklerini okura layıkıyla aktarırsa özdeşlik hissi kuvvetlenir ve okur roman kişisiyle bir olup maceradan yoğun bir tat alır. Bu yüzden 700 sayfalık bu hacimli romanın üçte birine gelene dek diğer dünyayı göremedik.

Ben aslında Charles, Radar ve Bay Bowditch hakkında daha yüzlerce sayfa okuyabilirdim. Onları çok sevdim. Kendi dünyamızda geçen bu dostluk ve fedakârlık hikâyesi beni çok etkiledi. Yine de King’in diğer dünyada bana ne sürprizler hazırladığını görmeyi çok istiyordum ve sayfaları çevirmeye devam ettim.

Ve benim için roman o andan itibaren ritmini yitirdi. Tam tersi olmalıydı. Bu yeni dünyada maceradan maceraya sürüklenmeliydim ama sanırım bu dünyanın neye benzediğini anlamam için King beni yavaşlattı ve etrafa bakmamı istedi.

Bir film olsun bir kitap olsun anlatılan hikâyede bir yolculuk varsa bu genellikle içsel bir yolculuğun ve değişimin metaforu olur. Maalesef Charlie’nin Güneş Saati’ne ulaşmak için çıktığı yolculuk o dünyaya dair bazı bilgileri edinmemiz için yapılmış. Üç farklı duraktan geçip her birinde bu dünyanın (Empis) neden böyle çürüdüğünü, ışığını neden yitirdiğini öğreniyoruz. Benim için bu kısımlar, Charlie’nin kişiliğine katkıda bulunmadıkları için beyhudeydi. İlgi çekici hiçbir şey olmadan yüz sayfadan fazla ilerlemek beni hikâyeden uzaklaştırdı.

Neyse ki Güneş Saati’ne ulaştıktan sonra hikâye hız kazandı (bu da kitabın yarısına ulaşmak demek). Dönüş yolu gidiş yolundan daha çileliydi. Charlie’yi ve o dünyayı dönüştürecek olaylar silsilesi dönüş yolunda gerçekleşti.

Bundan sonra anlatacaklarım keyfinizi kaçırabilir. Kitabı okumamış olanlar keyif kaçıran uyarısının bitişine kadar atlayabilirler.

-Keyif kaçıran başlıyor-

Peri Masalı - Stephen King

Haksız Adalet

Charlie, Güneş Saati’ne varıp Radar’ı gençleştirdikten sonra birlikte dönüş yolculuğuna başlıyorlar. Yolculuk bir nebze sorunsuz sürerken en kötüsü başlarına geliyor ve Gece Askerleri onların peşine düşüyor. Etrafından elektrikli ışıklar saçan zombi benzeri bu varlıklar Charlie’yi yakalıyor ama Radar kaçmayı başarıyor.

Charlie bir zindana atılıyor ve orada birçok farklı insanla tanışıp bağ kuruyor. Hikâye gittikçe ilginçleşiyor ama Charlie’nin hemen öldürülmeyip zindana atılmasının sebebi pek ikna edici değil. Charlie ve diğer mahkumlar ölümüne yapılan bir gladyatör dövüşü için hayatta bırakılıyorlar. “Adalet” diye andıkları bu büyük dövüş mahkumların sayısı 32 olunca başlayacak. O zamana kadar zindanda tutulup “Adalet” için alıştırma yapıyorlar. Uçuşkıran dedikleri kötü bir kralın zevki için yapılan bu ölümüne maçlar neden 32 kişi olunca başlıyor belli değil.

Sırf Charlie kolayca evine dönemesin diye böyle bir dövüşün eklenmesi bence kolaya kaçmak. Zindanda günler boyunca mahkumlar ve Charlie arasında gelişen dostluğu görmek güzeldi ama insanların bir kehanete göre onu Prens ilan etmeleri ve Charlie’nin fiziksel olarak kehanetteki Prens’e benzemeye başlaması hikâyeyi zayıflattı. İsterdim ki Charlie cesareti ve bilgisiyle onların saygısını kazansın. Kısmen öyle oluyor ama zindandan kurtulmaları onun beklenen Prens olarak kabul görmesiyle gerçekleşiyor.

Peri Masalı ve Deus Ex Machinalar

Ve “Adalet”in gerçekleşmesine karar veriliyor çünkü Cla adında iri yarı, hızlı hareket eden gözü pek bir adam getiriliyor zindana ve sayı tamamlanıyor. O zamana dek çok güçlü bildikleri Iota bile Cla karşısında çaresizliğini belli ediyor. “Adalet” eşleşmelerinde Charlie ile Cla eşleşiyor çünkü Charlie’nin Prens olduğu rivayeti gece askerlerine de ulaşıyor. Charlie’nin acı içinde ölümünü zevkle izlemek istiyorlar. Ama gelin görün ki son anda Charlie bir ipucu yakalayıp yenmesi imkânsız olan Cla’yı öldürüyor.

Kalan mahkumların “Adalet” bitmeden o zindandan kurtulmaları gerek. Çünkü dövüş tek kişi hayatta kalana kadar devam edecek. O kalan kişinin de alacağı tek ödül ölüm olacak muhtemelen. Charlie oradan çıkmanın yolunu Pursey adında onlara yemek getiren hasta (tüm Empis’i saran ve adına gri denen bir hastalık bu) bir adamdan öğreniyor. Pursey onun beklenen Prens olduğunu düşünüyor ve ona eski bir çıkış kapısının nerede olduğunu söylüyor.

Peki bu kapıya nasıl ulaşacaklar? Onları sürekli gözleyen, bir dokunuşlarıyla insanı elektrik çarpmış gibi hissettiren gece askerlerini nasıl atlatacaklar? Elektrikli aletler nasıl bozuluyorsa öyle. Yani üzerlerine su atarak. Bu kısımları okurken gülmemek için zor tuttum. Yani isteseler mahpuslar gece askerlerini tükürükleriyle bile öldürebilirlerdi. Üzerlerine bir kova su boca edilen bu korkunç yaratıklar etrafa kemikler saçarak patlıyorlar.

Charlie’nin bölüm sonu canavarı (kitap bir süre sonra ana karakterimiz için seviye seviye zorlaşan bir bilgisayar oyunu gibi işliyor) Gogmagog’u nasıl yendiğini söylemek bile istemiyorum. Dünyaları yok edebilecek güçteki bir Lovecraft yaratığının birkaç sözcükle küçük bir köpek gibi yuvasına dönmesi inanıl(a)maz bir şeydi.

-Keyif kaçıran bitti-

İçine Yıldızlar Dökülen Huni ve Jung

Gelelim neden bu kitabın adının Peri Masalı olduğuna. King neden böyle bir kurgu tercih etti acaba? İstese peri masallarına benzemeyen bir dünya yaratıp Charlie’yi oraya yollayabilirdi. Bu seçimin hikâyeye katkısı neydi? Peri masallarının parodisini yapmadığı açık. Onları dönüştürmediği de aşikâr. Modern bir yorum da getirmemiş. Neden Charlie çok açık bir biçimde sürekli bu masallardan ve diğer dünyanın ona ne kadar benzediğinden bahsediyor?

Cevaplar Bay Bowditch’in kitaplığının önündeki komodinin üzerinden duran bir kitapta saklı. King’in uydurduğu bu kitabın adı Fantastik Kurgunun Başlangıcı ve Dünya Matrisindeki Yeri: Jung Bakış Açısı. Kitabın kapağında içine yıldızlar dökülen bir huni var.

Romanda üç farklı yerde Jung’un ismi geçiyor (Haziran 2023, 1. Basım; s. 94, s. 221, s. 333). Kitabın sonuç kısmında ise Charlie’nin lisansüstü öğrencisiyken yazdığı bir makalenin Uluslararası Jung Çalışmaları Dergisi’nde yayımlandığını öğreniyoruz. King ünlü psikiyatrın ismini beyhude anmayacağına göre bize muhtemelen bir şey anlatmak istiyor.

Bana kalırsa King, Jung denince akla gelen ilk kavramlardan olan kolektif bilinçdışı üzerine düşünmemizi istiyor. Jung’a göre kolektif bilinçdışı atalarımızla ve tüm insanlıkla paylaştığımız ortak bir düşünsel yapı. Bunu bilinçli olarak birbirimize veya gelecek nesillere aktarmıyoruz. Bilinçli olarak miras aldığımız kavramlar, imgeler, semboller olduğu gibi kolektif bilinçdışı tarafından zihnimize kazınanlar da mevcut. Dilimiz, dinimiz, kültürümüz, coğrafyamız ne kadar farklı olursa olsun ortak hikâyelerde birleşiyoruz. Atalarımızın ateşin etrafına oturup anlattığı hikâyeler bugünkü yazdıklarımızı etkiliyor.

İşte bu bakış açısı King’in Peri Masalı’nda yaptığı tüm tercihleri haklı çıkarıyor. Charlie’nin yaşadığı gerçek dünya ile Empis adındaki diğer dünyanın ortak bir bilinçdışında buluşmaları ve aynı efsane ve mitleri paylaşmaları hiç de mantıksız değil. Diğer dünyada devler, cüceler, dev çekirgeler, deniz kızları, gençlik iksirleri, büyüler ve nice habis varlıklar varsa bizim dünyamıza da bunların efsaneleri sızabilir. Hatta bu hikâyelerin çok eski olmasına gerek yok. Kitapta Ray Bradbury’nin Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana adlı şaheserindeki atlıkarıncadan açıkça bahsediliyor. Atlıkarınca geriye doğru hareket ettikçe ona binenleri gençleştiriyor. Peri Masalı’ndaki güneş saati bu atlıkarıncanın birebir aynı. Peki neden King, çok sevdiği Bradbury’e örtük bir gönderme yapmak yerine bu benzerliği açıkça dile getiriyor? Çünkü diğer dünyada olanlar ve yaşananların Charlie’nin dünyasına hikâyeler yoluyla sızabileceğini anlatmak istiyor.

Stephen King - Fairy Tale

Açıkçası King’in romanı kurgularken kullandığı bu bakış açısını pek ikna edici bulmadım. Hatta çıkış noktasının bu olduğunu bile düşünmüyorum. King, bizim dünyamızdan peri masallarının gerçekten yaşandığı bir dünyaya geçiş yapılan bir hikâye kurmak istedi ve kılıf olarak Jung’u kullandı. Zaten King kitaplarında “portal”ları kullanmayı çok sever. Tılsım, Kara Kule, 22/11/63, Çılgınlığın Ötesi ve Uykusuzluk aklıma ilk gelenler. Bu romanlarda karakterler bir vesileyle başka bir dünyaya geçiş sağlayan bir kapı bulurlar. Özetle King, Peri Masalı’nda hikâyeyi kurarken biraz kolaya kaçmış.

Tüm bunlara rağmen o öyle iyi bir hikâye anlatıcısı ki başkasının eline yüzüne bulaştıracağı bu sıradan hikâyeyi 700 sayfa boyunca okumamızı sağlayabiliyor. Stephen King anlatmaya başladığında tutarsızlıklar ve tekrarları bir yana bırakıp çayımızı, kahvemizi alarak pür dikkat onu dinliyoruz. O da bize hak ettiğimiz mutlu sonu veriyor.

Çeviri, Editörlük, Kapak ve Kitap İçi Çizimler

Çevirmen Gökçe Yavaş, King’in eserlerinden Yazma Sanatı’nın yeni baskısını, Kan Varsa’yı ve Billy Summers’ı dilimize kazandırmıştı. Haddim değil ama Gökçe Yavaş’ın çok iyi bir çevirmen olduğunu düşünüyorum. King’den yaptığı tüm çevirileri okudum ve genel kanaatim bu. Tabii ki Peri Masalı’nı satır satır özgün metniyle karşılaştırmadım ama karşılaştırdığım kısımlardan çok memnunum. Ayrıca konuşma bozukluğu olan karakterlerin konuşmalarını Türkçede benzer bir etki yaratacak şekilde çevirdiğini belirtmem gerek. Bunu layıkıyla yapmak zordur.

Çeviriye yakından bakalım (bağlamlarından çıkarıp buraya koyduğum için bazı çeviri tercihleri sizi ikna etmeyebilir ama emin olun her paragraf kendi bağlamıyla harika bir uyum içinde çevrilmiş):

You get used to the amazing, that’s all. Mermaids and IMAX, giants and cell phones. If it’s in your world, you go with it. It’s wonderful, right? Only look at it another way, and it’s sort of awful. Think Gogmagog is scary? Our world is sitting on a potentially world-ending supply of nuclear weapons, and if that’s not black magic, I don’t know what is.

 “İnanılmaz şeylere alışıyor insan, o kadar. Denizkızları ve IMAX, devler ve cep telefonları. Senin dünyandalarsa uyum sağlıyorsun. Harika bir şey, değil mi? Ama başka bir açıdan bakınca bir bakıma korkunç. Gogmagog korkutucu mu geliyor sizce? Bizim dünyamız sonunu getirme potansiyeli olan nükleer silahlarla dolu, bu kara büyü değilse ne bilmiyorum. (Haziran 2023, 1. Baskı; s. 489)”

Bir diğer örnek:

If my time-sense wasn’t entirely shot, it was still daylight somewhere above us. Bella and Arabella had to be on the far side of the world of which Empis was a part, but here those two moons were just the same, projected out of a black void that had no business existing, washing this hellhole in their pallid and eldritch light.

“Zaman algım tamamen bozulmadıysa üstümüzde bir yerde hava hâlâ aydınlıktı. Bella ve Arabella, Empis’in bir parçası olduğu dünyanın diğer tarafında olmalıydı ama iki ay burada da görünüyordu, var olmaması gereken karanlık bir boşluğun içine yansıtılmış, bu cehennemi kendi solgun ve tekinsiz ışıklarıyla boyamışlardı. (s. 649)”

Peri Masalı kitabının editörlüğünü Elçin Kazancı yapmış. Tek bir sözcük bile hatalı yazılmamıştı. Ritmi bozan, alakasız gelen tek bir cümle bile yoktu. Bunda çevirmen kadar editörün de büyük emeği var. Elçin Kazancı’nın ellerine sağlık.

Kapak, Scribner (Eylül 2022) baskısında kullanılanın aynısı. Sanatçı Will Staehle. Kendisi Kan Varsa’nın, Billy Summers’ın ve Yabancı’nın da kapak tasarımcısı. Peri Masalı’nın özgün yazı biçimi harika bir biçimde Türkçeye uyarlanmış. Kapak uygulama Osman Selçuk Özdoğan imzasını taşıyor.

Peri Masalı Çizimleri - Stephen King

Kitabın bölüm başlarında harika çizimler var. Bunlar Gabriel Rodriguez ve Nicolas Delort’un ellerinden çıkmışlar.

Siz Peri Masalı romanı hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum ve görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilir, daha fazlası için bizleri Google News’ten takibe alabilirsiniz.

Bülent Özgün

Edebiyat ve sinema hayranı (bazen hangisini daha çok sevdiğini kendisi de bilmiyor), İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, öğretmen; yazmayı, okumayı, konuşmayı, öğretmeyi ve bunların hepsi üzerine düşünmeyi seven bir ademoğlu. Bir hayaledici. Ne yazık ki hep böyle kalacak.

4 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for alper alper dedi ki:

    Kitabın ilk bölümü ve ikinci bölümü için benzer düşüncelerimiz varmış. :slight_smile:

  2. Avatar for Ozgur Ozgur dedi ki:

    Çevirmen Gökçe Yavaş , King’in eserlerinden Yazma Sanatı ’nın yeni baskısını, Kan Varsa’yı ve Billy Summers’ı dilimize kazandırmıştı. Haddim değil ama Gökçe Yavaş’ın çok iyi bir çevirmen olduğunu düşünüyorum . King’den yaptığı tüm çevirileri okudum ve genel kanaatim bu.

    Bunu not aldım. Bu ay bitmeden Enstitü’yü okuyacağım, sıraya bu üç kitabı ekliyorum. Çeviri değerlendirmen konusunda sana çok güveniyorum. Kara Kule ile ara verdiğim Türkçe King’e dönmek istiyorum. Gerçekten en sevdiğim yazarlardan biri ama PDF’ten okumaktan sıkılıyorum artık.

    Güzel inceleme için teşekkür ediyorum (:

  3. Avatar for periyodiknesriyat periyodiknesriyat dedi ki:

    Teşekkür ederim. Bilmukabele.

    Onun çevirisinde bir kaç hata görmüştüm ama okumaya engel değil. Buradan hatalara bak istersen:

    Evet, yorumunuzu okumuştum. Keşke King’in hiçbir olağanüstü öğe barındırmayan yeni bir romanını okuyabilmek. Gerçi Billy Summers kötüydü.

    Ben teşekkür ederim.

    Ek: Jung kısmında fazla mı yorum kattım sizce?

  4. Avatar for Ozgur Ozgur dedi ki:

    Ben bira abartı buldum ama kitabı henüz okumadım böyle düşünmem normal. Aldım bu arada kirabı, bu ay okurum muhtemelen :+1:

Henüz yorum yok. Forum'a gelip sohbete katıl.

Blink Twice Vizyon Tarihi - Zoë Kravitz

Zoë Kravitz İlk Defa Yönetmen Koltuğunda: Gerilim Türündeki “Blink Twice” Filminde Vizyon Tarihi Belli Oldu

Yunanistan'da 1.600 Yıllık Şarap Dükkânı Kalıntıları Bulundu

Yunanistan’da 1.600 Yıl Önce Gerçekleşmiş Depremde Yıkılmış Bir Şarap Dükkânı Ortaya Çıkartıldı