in ,

The Northman İncelemesi: Shakespeare Esintili Bir Viking Masalı

The Northman inceleme yazımız yayında. The Lighthouse’un yönetmeni Robert Eggers, Hamlet’in öyküsünü Kuzey topraklarında bir Viking anlatısına taşıyor.

The Northman İncelemesi kuzeyli

The Northman incelemesi ile karşınızdayız. 22 Nisan 2022 tarihinde izleyicilerle buluşan yapım son zamanların dikkat çeken yapımları arasında. Peki, yapım daha önce izlediğimiz Viking temalı intikam hikâyelerinden farklı olarak bizlere ne sunuyor?

Yönetmenliğini The Lighthouse ve The Witch gibi korku-gerilim eserleri veren Robert Eggers’ın yaptığı, senaryosunu ise İzlandalı senarist Sjon ile birlikte Eggers’ın kaleme aldığı epik film The Northman (Kuzeyli) izleyicilerden yüksek puanlar almayı başardı.

Filmin oyuncu kadrosunda Nicole Kidman, Ethan Hawke, Alexander Skarsgård, Anya Taylor-Joy, Willem Dafoe ve Björk gibi ünlü isimler yer alıyor. Yapımın sanat yönetmenliğini ise The Green Knight filminde de görev yapan Christine McDonagh üstleniyor.

Temel anlamda izleyiciye güzel bir intikam filmi vermeyi başarırken diğer taraftan 10. yüzyıl İzlanda’sına göz atmamızı sağlıyor. Daha önce izlediğimiz intikam temalı yapımlardan farklı bir rotada ilerlemiyor ancak senaryo içerisine eklenmiş ufak farklılıklarla sizi ekrana bağlıyor. Ufak prens Hamlet… hayır Amleth babasının öldüren kişiden intikam alabilmek için çıktığı yolculukta ya kendi kaderini fethedecektir ya da kaderinden kaçamayarak ona teslim olacaktır.

Sinema dili ve kadrajlar filmin en güçlü tarafını oluşturuyor. İzlanda’nın müthiş doğasını ve atmosferini gösterirken karakterlerin ruh halini destekleyici bir arka plan da oluşturmayı başarıyor. Eggers diyalogların ilerlemesinde, izleyiciye duyguyu aktarmada kamerayı bir engel olarak değil tam tersine bir araç olarak kullanmayı başarabilmiş. Ancak bazı sahnelerde belki yapımcı firmanın telkinleri belki de kendi isteği olarak geri durduğunu söylemek mümkün. Gerilimi yükseltip en üst noktadan izleyiciyi bırakan Eggers bu sefer zirveye çıkmadan sizi yavaşça yere iteklemekle yetinmiş.

The Northman incelemesi

Diğer taraftan filmin karanlık olduğunu söylemekte fayda var. The Batman ya da Dune kadar karanlık değil belki ama gece sahneleri kritik. Hemen gelip geçen hızlı sahneler değil. Eggers filmin neredeyse yarısını gecenin karanlığına göre çekmiş. Odak noktasının dışında da görmeniz gereken olaylar dönüyor. Dolayısıyla henüz filmi izlemediyseniz güzel bir salon bulmanızı tavsiye ediyorum. Ekran kontrastını sonuna kadar açıp mor bir aura ile keyifli bir Viking intikam hikâyesi izleyemeyebilirsiniz.

Öyleyse Viking intikam öyküsüne detaylı bir bakış atmanın vakti geldi. Fakat uyaralım yazının bundan sonrası SPOILER içerecek. İnceleme yazısının geri kalan kısmını, filmi güzel bir salonda izledikten sonra gelmenizi tavsiye ederiz.

Önce Hikâye, The Northman Filmi Ne Anlatıyor?

Aslına bakılırsa filmin ana karakteri Amleth bütün senaryonun hangi yönde gideceğini açık açık söylüyor. Amleth… Hamlet? William Shakespeare’in meşhur trajik hikâyesi, babasını öldüren amcasının annesi ile evlenerek tahta geçtiği ve karakterimizin intikam peşinde koştuğu eser. Film de tam olarak bu konuyu ele alıyor. Genç prens babasından “bir kral olmak için ne gerekir?” dersini aldıktan hemen sonra, peder beyin amcası tarafından acımasızca öldürüldüğünü görür. Annesi de amcası tarafından kaçırılırken kendisi küçük bir tekne ile adadan kaçar. Tabii ki bu sırada babasının öcünü alacağına, annesini kurtaracağına ve amcasını öldüreceğine dair yeminler eder.

Yıllar geçer genç prensimiz serpilip büyümüş ve kaslanmıştır. Vikinglerin deniz aşırı fetihlerinde ön saflarda savaşır korkusuz ve acımasız bir savaşçı olur. Ancak ettiği yemin kendisiyle birlikte gelmiştir. Björk’ün gözlerine boncuklar takan ve iplik ören cadısı en sonunda fethedilen köyün ibadethanesinde kendisine görünür ve kaderinin peşinden gitmesi gerektiğini söyler. Bu sırada Amleth köyden ele geçirdikleri kölelerin amcasına satılacağını öğrenir ve intikamını almak için bir yol bulduğunu öğrenerek omzuna köle damgasını dağlar ve kölelerin aralarına karışır. İzlanda’ya geri dönerken Anya Taylor-Joy’un canlandırdığı Olga’yı görür ve bu noktadan sonra intikamının ve yaşamının ortağı olacağını görürüz.

kuzeyli

Amleth amcasının yanına vardığında babasından aldığı krallığı yönetmediğini ve artık küçük bir topluluğun başını çektiğini görür. Ancak her şeye rağmen amcasını öldürmek için bir kılıca ihtiyacı vardır. Bir gece dağlara çıkar ve Willem Dafoe’nun kesik başı ona sadece geceleri kınından çıkarabileceği kılıcın yerini söyler. En sonunda kılıcı alan Amleth, Olga’nın da yardımıyla geceleri dehşetli cinayetler işler. Son cinayetleri sırasında annesini kurtaracakken yaşamına dair bildiği bütün her şey yerle bir olur ve aslında babasının öldürülmesinde annesinin de parmağı olduğunu öğrenir. Böylece en azından sevdiği kadını kurtarmak için öne atılır ve cinayetleri işlediğini itiraf eder.

Yaşanan olaylar sonrasında annesini ve amcasının oğullarını öldürür. Ama amcasını öldürmeden Olga ile adadan kaçmaya karar verirler. Ancak gemiye binmiş giderken Amleth bir şey daha öğrenir: Olga hamiledir, hem de ikiz! Amcası hayattayken çocuklarının rahat bir nefes alamayacağını bilen Amleth ‘beni beklemeyin’ diyerek soğuk sulara atlayarak İzlanda’ya geri döner. Amcasıyla Hel’in kapılarında amansız bir mücadeleye girer. Mücadeleyi kazanır ve amcasını alevden bir gölün içerisine atar, ancak kendisi de ölmüştür. Olsundur, çocukları yaşamaktadır.

The Northman – Kuzeyli: Viking Temalı Bir Hamlet Hikâyesi

Senaryo, Vikinglilerin dehşetli yaşamlarını ve dini inançlarını gözler önüne sermesi açısından akıllıca kaleme alındığını söylemek mümkün. Ancak Shakespeare’in yıllar öncesinde ustalıkla kaleme aldığı ve defalarca kez işlenmiş bir temaya fazla bir şey eklemeden yeniden izleyicinin karşısına getirmek birazcık can sıkıyor. Gerçi Robert Eggers “herkes konuyu takip edebilsin diye intikam öyküsü seçtim” demiş olsa bile değişik bir tema yine herkesin anlayabileceği şekilde sunulabilir miydi, diye düşünmeden edemiyor insan.

robert eggers film inceleme

Bununla birlikte filmin nasıl sona ereceğini bilmek en büyük ögelerden biri olan merak duygusunu da ortadan kaldırıyor. “Şimdi ne olacak acaba?” sorusunu sordurmayan yapım yavaşça, “Eggers nasıl anlatmış acaba?” sorusuna eviriliyor ve en sonunda da yine aynı şekilde son buluyor. Bu da çok çok iyi bir sunumla önünüze konulmuş bir tabak haşlanmış makarna ile aynı tadı veriyor.

Diğer taraftan böylesi bir intikam öyküsünün karakterlere bir noktaya kadar derinlik kattığını itiraf etmek gerekiyor. Her ne kadar klişe olsa da, bu tür eserlerin klişe olabilmesinin bir sebebi de bu zaten. Dolayısıyla gerçekten rahat takip edilebilir, karakterlerin sadece “öyle olması gerektiği için olduğu” motivasyonsuz ve anlamsız olmadığı güzel bir senaryo izliyoruz. Gün sonunda karakterler oradan oraya koşturup, “Palpatine bir şekilde geri dönmüş,” demiyor.

Mistik ögeleri barındırması ve bunları gerçekten mistik bir atmosferle vermesi ise filmin en güçlü yanlarından biri olabilir. Anın dehşetini, doğal olmayan bir şeylerin gözünüzün önünde cereyan ettiğini görmek modern insanın omurgasından yükselen o garip ürpertiyi hissetmesine sebep oluyor. Çıplak adamların kurt postlarıyla bağırmasından, ayaklarından bağlanmış adamın bağırsaklarının yüzüne dökülmesinden ya da bedenleri parçalanmış insanların at şeklinde vahşice birleştirilmesinden daha korkunç bir şeylerin olup bittiğini hissedebiliyorsunuz. O anlarda basit bir Hamlet senaryosu izlemediğinizi de fark edebiliyorsunuz.

Robert Eggers ve Sinematografi

Korku gerilim türüne oldukça başarılı eserler kazandıran Robert Eggers bu yapımda da tanıdığımız kamera açılarını, sahneleri ve sekansları kullanmayı ihmal etmemiş. Sahnenin tam ortasına yerleştirdiği karakterlerin yanı sıra set tasarımı ve perdedeki bütün elementleri izleyiciyi istediği noktaya çekmek için akıllıca kurgulaması daha önce The Lighthouse filminde de gördüğümüz dokunuşlarıydı. İzleyicinin bilinmeyene olan korkusunu ve bildiği şeyin gerilimini yaşaması için vakit bırakıyor. Üstelik bütün her şey yaşandıktan sonra kan ve pislik içindeki sahneyi de kısacık bir an için olsa bile göstermeyi ihmal etmiyor. Bu kısacık süre bile o grotesk görüntünün zihinlerde kalması için yeterli oluyor. Eggers bütün bu imza dokunuşlarını The Northman filminde de kullanmış, ancak istediği kadar değil.

The Northman kuzeyli

Evet, sahnelerde gerilimi yaşamanız için bir süre veriliyor fakat sahnenin oraya gelmesi için acele ediliyor gibi. Eggers’ın yedire yedire, yavaş bir şekilde yükselttiği ve en yüksekte dakikalarca sizi tuttuğu bir yapım değil. Willem Dafoe o bet ve kalın sesiyle sizi monologlarının içine sokuyor ama hızlıca bırakıveriyor. Bu Eggers’ın daha önceki eserlerinde gördüğümüz bir teknik değil. Yönetmenin bunu özellikle mi yoksa stüdyonun zoruyla mı yaptığı konusunda ise kesin bir bilgim yok.

İşin ilginç kısmı ise bu sahnelerden kısılan süre aksiyon sekanslarına da gitmemiş gibi görünüyor. Film boyunca Vikinglerin acımasız savaş biçimi çeşitli aksiyon sahneleri ile gayet güzel bir şekilde aktarılıyor. Ancak belki de böylesi bir filmde biraz daha büyük ve görkemli sahneler izleyebilirdik. Kim bilir belki de Eggers kıstığı süreyi kaslı adamların birbirine bağırması için kullanmıştır.

Kamera Açıları ve Görsellik

Yönetmeni bu kadar övdükten sonra sinema için seçtiği gözün oldukça yerinde olduğunu da söylemek gerekiyor. Eggers’ın sanatsal yönetimi, sahnedeki renk paletinin uyumu velhasıl perdede gördüğünüz her şeyde tam bir uyum var. Amerikalı yönetmen izleyicinin nereye bakacağını bildiği gibi nereye bakmak isteyeceğini de biliyor. Bu durum sahne akışına da oldukça doğal bir hareket katıyor.

Görselliğinde sizi zamanın içinde küçük bir yolculuğa çıkardığını söyleyelim. Atmosferi, kıyafetleri dönemin havasını yakalayan karanlığı oldukça güzel bir şekilde aktarmayı başarmış.

Oyunculuklar ve Müzik

Kadrosunda yer verdiği isimleri ilk açıkladığından bu yana film merakla beklenmişti. Ki oyuncuların sahne performansları da bu merakın karşılığını veriyor. Başrol Alexander Skarsgård’dan ya da Nicole Kidman’dan ya da Ethan Hawke’tan önce çok fazla sahne süresi verilmese de her göründüğünde muhteşem işler çıkaran Willem Dafoe’dan bahsetmemiz gerekiyor.

Gerek omuzlarının üzerinde gerekse bedensiz kafasıyla Heimir the Fool rolünü üstlenen usta oyuncu filmin atmosferine çok iyi uyuyor. Deli rolünü rahatsız edici derecede başarılı bir şekilde canlandırmasının yanı sıra bu deliliğin altında yer alan o garip bilgeliği de taşıyor. Amleth’in intikamı için ona yol gösteren Heimir hikâyede kritik bir öneme sahip.

The Northman yorum

Filmin ortalama senaryosuna rağmen görselliği ile birlikte sizi ekrana kilitleyen diğer unsur da oyunculukların başarısı elbette. Alexander Skarsgård intikam ateşiyle gözü dönmüş bir prensi gerçekten izleyiciye hissettirirken, Anya Taylor-Joy vatanından kopmuş cadıyı tam anlamıyla kusursuz bir şekilde canlandırıyor.

Robin Carolan ve Sebastian Gainsborough tarafından bestelenen müzikler ise aşırı derecede duygulandıran ya da film sonrası tekrar tekrar dinlediğiniz muhteşem ezgiler sunmuyor. Fakat sahnelerde arka planda duyguyu canlandırmak açısından ya da atmosferi derinleştirmek için güzel ve etkili kullanıldığını söylemek mümkün.

 The Northman Hakkında Son Sözler

The Northman geçen yıllarda yükselen Viking kültürü akımının son taşıyıcılarından birisiydi belki de. İskandinav mitolojisi ile yoğrulduğumuz günleri hatırlatması açısından hepimizin gönlünde özel bir yer bulacaktır. Bununla birlikte Robert Eggers’ın yönetmen koltuğunda ne kadar başarılı olduğunu kanıtlayan bir diğer yapım olarak da akıllarımızda kalacak. Başarılı oyuncu kadrosu ve görsel başarısı ile senaryonun eksikliğini kapatmaya çalışan buna rağmen film bittiğinde akılda kalan şey “intikam hikâyesi” özetinden ileri geçemiyor.

The Northman inceleme eleştiri

Mistik ögeleri muhteşem bir anlatımla ekrana getirmesi ise sinemanın gerçek keyfini ortaya çıkaran anlar arasında. Dev perdede dönen yer yer iğrenç ama garip bir haz veren sahneler “işte sinema bunun için var” dedirtiyor. Bununla birlikte filmin kesinlikle iyi bir perdede izlenmesi gerektiğini de tekrar hatırlatmakta fayda var. Eggers karanlığı ve geceyi çok güzel bir şekilde kullanmış. Dolayısıyla bir telefon ekranı ya da o kadar iyi olmayan bir monitör bu deneyimle aranıza girebilir.

Diğer taraftan filmi sinemada izlemenin diğer bir alternatif özelliği ise bitirmek zorunda kalmanız. Kim bilir belki de Hamlet’in intikamını bir Viking masalı üzerinden tekrar dinlemek canınızı sıkabilir.

Siz The Northman filmini nasıl buldunuz? Yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Oğuzhan Açıkalın

Gedikli bir çizgi roman geek’i olmasam da beyaz sayfalara doluşmuş renkli resimleri her zaman ilgiyle takip ettim. Çünkü resimlerin ve kelimelerin bizi olduğumuzdan daha iyi bir yere taşıyacağına inanıyorum. Kısa kısa hikâyeler yazıyorum, edebiyatın her türlüsüne ilgi duysam da bilimkurgu konusunda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

3 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Vodatiriaki Vodatiriaki dedi ki:

    Güzel yazı olmuş ellerinize sağlık.

    Film çok şahane idi. Resmen büyülenmiştim izlerken. Stüdyo baskısı ile kesilen sahneler ilk yarı da kendini çok bariz belli ediyor idi. Umarım filmin kesilen sahnelerinde olduğu uzun versiyonu yayınlanır.

  2. Avatar for W4YNE W4YNE dedi ki:

    Burada bir not düşeyim. Hamlet asıl esinti olan bir eser. Amleth efsanesini Shakespeare başına H harfini ekleyerek daha meşhur olan bir eser ortaya çıkarmıştır.

  3. Avatar for Howl Howl dedi ki:

    Buraya kadar okuyunca izlemeye karar vermiştim. Sonra Cinemaximumların gündüz sahnelerini bile yüzde beş parlaklıkla oynattığını hatırladım. Sinemada sinema çekimi film izlemek çok güzel bir yurdum karesi.

    Oyuncuları çok sevdim. Anna Taylor the witch ile çıkış yapmıştı. O filmin yönetmeni de demek aynıymış hiç dikkat etmemiştim.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

zoomtown pandemi koronavirüs

Pandeminin Yeni Yan Etkisi: Uzaktan Çalışanların Taşındığı Küçük Kasabalar Artık “Zoomtown” Olarak Adlandırılıyor

Alex Kurtzman the mummy açıklaması

Alex Kurtzman: “The Mummy Filmi Hayatımın En Büyük Başarısızlığıydı”